Prof.Dr.Necati AĞIRALİOĞLU


İKİ KİTAP ve BİR KAHRAMAN’IN SOYAĞACI

--------------


 

GİRİŞ

Bu yazıda önce Çaykara kültürü ile ilgili yeni bir kitap, sonra bu kitapta tanıtılmış olan aslen Çaykaralı Ahmet Oğuz Kotoğlu adlı kahramanın soyacağı incelenecektir. Bu arada Ahmet Oğuz Kotoğlu’nın Anıları kitabı da kısaca tanıtılacaktır. 

ÇAYKARA İLE İLGİLİ YENİ BİR KİTAP 

Çaykara Kültürü ile ilgili “Tarihin Süzgecinde ÇAYKARA KÜLTÜRÜ (1800-1921)” başlıklı bir kitap Cafer Can tarafından hazırlanmış ve Mart 2024 tarihinde yayımlanmıştır (Can, 2024). Bu kitabın Birinci Bölümünde, Kıbrıs mücadelesiyle ilgili Çaykaralı şu üç şahsiyete yer verilmiştir: 1.Türkiye Cumhuriyeti 5. Cumhurbaşkanı Cevdet SUNAY, 2. Kahraman Ahmet Oğuz KOTOĞLU, 3. Şehit Yüzbaşı Cengiz TOPEL. Bu bölümün büyük bir kısmı Ahmet Oğuz KOTOĞLU’na ayrılmış. Kitabın Ön kapağı Şekil-1’de gösterilmiştir. 

346 sayfa olan kitabın diğer 20 bölümünde, Çaykara’nın kültürü ile ilgili hatıralar ve canlı örnekler verilmiştir. 

Şekil-1: Çaykara Kültürü adlı kitabın ön kapak resmi 

AHMET OĞUZ KOTOĞLU’NUN HATIRALARI 

Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun anıları “ Şafak Sökerken; Yaşananlar Ergeç Meydana Çıkar: Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun Anıları” adı ile Doç. Dr. Ulvi Keser tarafından yayına hazırlanmış ve 2009’da yayınlanmıştır (Keser, 2009). Bu kitabın ön kapak resmi Şekil-2’de gösterilmiştir. 

Bir makalede Ahmet oğuz Kotoğlu şöyle tanıtılıyor (Keser, 2013): O, ne bir Kıbrıs Türk’üdür ne de bir askeri personelidir. O sıradan bir Anadolu insanıdır; ancak kendisi gibi babası da, dedesi de bu toprakları vatan yapmak için mücadele etmiş, kısır çekişmelerin içerisinde maddi menfaat hesapları yapmamış gerçek kahramanlardandır. Onun adı Ahmet Oğuz Kotoğlu’dur. Bilenler için söylemek gerekirse o TMT’nin (Türk Mukavemet Teşkilatı) Alev’i, Karadeniz’in kahraman, cesur ve korkusuz evladıdır. Bilmeyenler için belirtmekte fayda var, o, Trabzon Oflu Halim Reis’in oğlu Oğuz’dur. Ataları ise Çaykara’nın Eğridere (Gorgoras) köyündendir. Babası Milli Mücadele döneminde Mim Mim (Müdafaa-ı Milliye Teşkilatı) Grubu’nda gönüllü olarak çalışan ve İstanbul’da işgal kuvvetlerinin denetimindeki silah depolarından kaçırdıkları silahları Anadolu’da Kuvayı Milliye’ye ulaştıran bir kahraman insandır. Dedesi de Karadeniz’de Rus işgaline karşı koyanlardan birisidir. İşin özü onun neredeyse bütün ailesi bu vatan için mücadele etmiş gönüllü kahramanlardır (Keser, 2013). 

Şekil-2: Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun Anıları adlı kitabın ön kapak resmi 

AHMET OĞUZ KOTOĞLU KİMDİR? 

Ahmet Oğuz Kotoğlu, 1929 yılında İstanbul- Sarıyer’de doğmuştur. Kore’de askerliğini tamamlamış ve balıkçılıkla geçimini sağlamıştır. 2010 yılında İstanbul-Sarıyer’de vefat emiştir. 

Kendisini tanıtmak için 9 Temmuz 2021 Tarihli” anamurlular.com”’da, onunla ilgili Prof. Dr. Ulvi Keser tarafından kaleme alınan “Anamur’da Karadenizli Bir Kahraman” adlı yazıyı aşağıya alıyorum. Şekil-3’te Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun Prof. Dr. Ulvi Keser’le Anamur’da çekilmiş bir resmi verilmiştir. 

ANAMUR'DA KARADENİZLİ BİR KAHRAMAN 

Şekil-3: Ahmet Oğuz Kotoğlu (solda) ve Prof. Dr. Ulvi Keser. 

“1980’li yıllardan sonraydı. Türkiye 12 Eylül 1980 darbesinin hiç geçmeyecek izlerini silmeye çalışıyordu ve ben yavru vatan Kıbrıs’ta Kıbrıs Türk mücadelesine önce “Mülayim”, sonra da “Ağrı” kod adıyla devam eden KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf R. Denktaş’la bir sohbet anındaydım. Sanki tekrar yaşarcasına anılar denizinde akıp giderken Afrodit’in Lanetliler Adası Kıbrıs’ta bugünlere kolay gelinmediğinden bahsediyor, toprağı vatan yapabilmek için yediden yetmiş yediye herkesin elini tereddütsüz taşın altına 

koyduğundan bahsediyordu. Ufacık çocuklar, istikballerini bir kenara atıp ortaya atılan gençler, üniversiteliler, İstanbul’da, Ankara’da okuyan Kıbrıslı Türk gençleri koşup gelmişlerdi; Türk’ün sancağını Erenköy’de serhat kalesi yapmak için bugün KKTC’nin en uç noktasındaki ata toprağını. Ya o kadınlar, Kıbrıs’ın Nene Hatun’ları, Şerife Bacıları olan Gülten Keser, Ayten Berkalp, Güner Necat, Birsen Şemsettin, Arpalıklı Aysel Teyze, Galatyalı Şerife Teyzem, Hatice Tahsin ve daha yüzlercesi direnişin kahraman kadınları oldular Akdeniz’in orta yerinde. 

Böyle bir muhabbet anında merhum Denktaş “Çocuk” dedi bana, “Bir de Karadenizli kahramanlarımız var hiç anmadığımız, unuttuğumuz. Onların emeği, cesareti, fedakârlıkları, kahramanlıkları olmasa ne yapardık burada silahsız, cephanesiz Rum’un zulmüne karşı?” Sanki bu anı bekliyormuşum gibi daha bir dört açtım kulaklarımı ve soluksuz dinledim anlattıklarını. O güne kadar hiç duymadığım iki Karadenizli balıkçıdan bahsediyordu bana. Biri dedesi Balkanlardan Karadeniz’e kelle koltukta savaşmış, babası Milli Mücadele’de Mim Mim (Müfafaa-ı Milliye) Grubu’yla canını avucuna alıp vatan aşkına yollara düşmüş Trabzonlu yiğit bir ailenin evladı Ahmet Oğuz Kotoğlu’ydu. Diğeri de tıpkı arkadaşı Ahmet gibi Kore gazisi olan bir başka Karadenizli kahraman, Ordu Perşembe’nin Medreseönü köyünden Reşat Yavuz Kaptan. Vay anam vay! Vay guzum vay! Tıpkı ülkemin kurtarıcısı, kurucusu Mustafa Kemal’in Giresun’dan gelen ve Sakarya’da destanlar yazan muhafızları Topal Osman Ağa ve Giresunlu Kara Zıpkalılar geldi bir anda gözümün önünde; babayiğit, cevval, cengâver, gözü pek, cesur yiğitler. Dernktaş rahmetliden isimleri aldım, sadece iki isim; hepsi o, başka bir şey yok. Ha bir de Sarıyer’de balıkçılık yaptıkları… Ne zaman? 20 sene evvel. Samanlıkta iğne aramak mı yoksa okyanusta John Steinbeck’in istiridyesini aramak mı? 

Vira bismillah dedim ve başladım aramaya. Memleket bulgur gibi kaynıyor, kardeş kardeşe acımıyor öyle bir devir işte ve uzun uğraşlar sonunda Sarıyer’de bir balıkçı kahvesindeyim. Heyecan, heyecan, heyecan. Yüzlerce, binlerce insana sordum neredeyse bu Karadenizlileri ve en sonunda buldum işte ama maalesef sadece birini; Ahmet Oğuz Kotoğlu’nu. Reşat Yavuz Kaptan maalesef 1975 yılında ve daha hayatının baharındayken şairin “Olmaz ki böyle de köylüce ölünmez ki!” dediği türden hayata veda etmişti. Sonunda buldum Kotoğlu Kaptan’ı Sarıyer’de bir balıkçı kahvesinde. Denize bakan bir tahta masada oturmuş, yalnız, önünde bir çay bardağı, yılların heyecanı ve fırtınalı hayatını sanki yeniden yaşarmış gibi bir düşünen adam heykeli karşımda. Dalmış gitmiş uzaklara, sessiz, dingin, yavaş, kibar, naif bir adam. Aradan 30 sene geçip de onu bir akademisyen arkadaşımla tanıştırdığımda söylediği “Bir kahramanla, bir fırtınadan önceki sessizlikle oturuyormuşum da haberim yokmuş.” şaşkınlığıyla yanına yaklaştım usulca. Rauf Denktaş’ın selamını getirdiğimi söyledim korka çekine. Elini öpmek

istedim, öptürmedi, hiç öptürmedi ya zaten hayata gözlerini yumuncaya kadar. Canı sıkıldı, “Neden geldin sen buraya?” dedi, biraz sinirlendi. Öyle ya dünya iyisi hayat arkadaşı Fatma Teyze’min bile o güne kadar haberi olmamıştı defalarca Anamur’dan Kıbrıs’a, Kıbrıslı Türklere kelle koltukta silah ve cephane taşıdığını avuç içi büyüklüğünde ahşap bir tekneyle. İlkokul mezunu bir adam ama “devlet sırrı” ne demek dibine kadar bilen bir güzel şahsiyet Kotoğlu Kaptan bugünlere nazire yaparcasına. “Çayını iç ve git, bir daha da gelme ha!” dedi babacan bir kızgınlıkla. 

Çakaralmaz fotoğraf makinemle bir fotoğrafını çekmek isteyince elimin üstüne bastırdı ve “Çayını iç ve git. Bir daha da gelme. Ne beni gördün ne beni buldun, unutma.” dedi tekrar. Hayal kırıklığı yaşamıştım, anlamaya çalışıyordum anlayamıyordum. Sessizce oturdum yanında, hiç konuşmadan. Sonra kalktım boynu bükük, kırık. Uzaklaşırken “Yine geleceğim ama…” diyebildim ve sonra her fırsatta gidip onu bulmaya çalıştım. Babamı tanıdığı, beraber tekneye silah yükledikleri, annemi bildiği vs. ortaya çıktı. Bu arada bir seferde gizlice Anamur’a gitmesini sağladım tatil amaçlı ve 2008 yılında ilk defa kamuoyunun önüne çıkartıncaya kadar hiç kimsenin haberi olmadı bu kahramandan ne Türkiye’de ne de KKTC’de. Çok diller döktüm, adeta yalvardım her gidişimde, her görüşmemizde “İnsanlar bilsin kahramanlıklarını. İnsanlar öğrensin vatan aşkını, vatan sevdasını. Kıbrıslı Türkler öğrensin sandallarla silah taşıyan bu kahramanı Anamur’dan…” diye yalvardım hep ve en sonunda 2008 yılında Ankara’da onlarca canlı yayın ekibinin karşısına çıkardım Kıbrıs’ta Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Alev kod adlı yiğidini. O anlattı insanlar dinledi, o anlattıkça volkanlar patladı, yüreğindeki aslanlar kükremeye başladı, insanlar ağızları açık dinlediler bu 500 lira Bağkur işçi emekli maaşıyla hala bir gecekonduda yaşayan ve devletten vatan görevi için tek bir kuruş talep etmeyen kahramanın yaptıklarını duydukça Anamur’dan Kıbrıs’a silah götürürken. Defalarca gelip gitti Anamur’a, silah yükledi Yoğunduvar’daki Orman İletme Kampı’nın içindeki küçük koydan Elmas teknesine ve adaya taşıdı. Karadeniz’in yiğit evlatlarını Girne açıklarında bekleyen TMT’nin (Türk Mukavemet) kahraman evlatları da Akdeniz’in iki yakasında etle tırnak değil hamur olduğumuzu gösterircesine parola-işareti verdiler gururla; “Selam Karadenizli! Deniz nasıl? Selam Akdenizli! Deniz Elmas gibi.” 

Saygıyla ve rahmetle anıyorum bu güzel insanı. Devam edeceğiz efendim. Dostlukla kalın, okumasız, kitapsız kalmayın. 

Şekil-4: Ahmet Oğuz Koçoğlu (sağda), 23 Aralık 1963 günü Kumsal 

Katliamında eşi ve üç çocuğu Rumlar tarafından katledilen 

Bnb. (Emekli Tuğgeneral) Nihat İlhan ile birlikte. 

AHMET OĞUZ KOTOĞLU’NUN SOYAĞACI 

Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun babası Halim; Halim’in babası 1849 doğumlu Mehmet Efendi’dir. Mehmet Efendi’nin babası ise Hacı İbrahim’dir. Hacı İbrahim’in soyağacı Şekil-5’te gösterilmiştir. 

Her Çaykara’ya gidişimde anneme babası ile ilgili sorular sorardım. O da bazı bilgileri bana aktarırdı. Dönüşte annem beni çeşmenin yanına kadar uğurlar ve son sözü “Güle güle git oğlum, melekler arkadaşın olsun”, derdi. 

Annem, aklında kaldığı kadarıyla, tarla ihtilafı yüzünden komşuları tarafından feci şekilde dövülen ve ayakları kırılan babası 1883 doğumlu Hoca Şaban dedemin uzun bir süre Trabzon’da hastanede yatarken yazdığı aşağıdaki şiiri bana yazdırdı: 

xxx

Başıma yazılan yazılarımı, 

Yaylaya bıraktım kitaplarımı, 

Kendim Trabzon’da yatamaz oldum. 

Kalusa’da kırdım ayaklarımı, 

Kendim Trabzon’da yatamaz oldum. 

Şersa’da bıraktım kitaplarımı, 

Kendi suçlarımı anlamaz oldum. 

Çeşitli çeşitli cezalarımı, 

Hasta oldum, çekemez oldum. 

Öyle temiz bir ömür geçirdim ki 

Hiç Kul ervahıyla takılmaz oldum. 

Ne idi suçlarım anlamaz oldum. 

Xxx

Ahmet Oğuz Kotoğlu, annem tarafından akrabamdır. 1924 Doğumlu annem Havva Ağıralioğlu (Koda) bir sohbetimizde sülalesini bana anlatmış ve ben soyağacı şeması çizerek not tutmuştum. 

Annemin anlattıklarından yazabildiklerimi topladım. Annemin anlattığı metinde, şahıs isimlerinin birbirine karıştırılmaması için, onların doğum tarihlerini Eğridere köyü ile ilgili soyağacı (Can, 2005) kitabından alarak isimlerin yanına ekledim. Erkekler devlet tarafından askere geç çağrılsın diye bunların doğum tarihleri aileleri tarafından ana doğumundan genellikle biraz geç yazdırılmış olabilir. Annem anlatıyor: 

“ Babam Şaban Koda’nın babası 1839 doğumlu Mustafa; annesi 1835 doğumlu Cemile’ydi. Mustafa’nın 4 evladı olmuştu. Bunlar Kamil (1873- ), Fatma (Fındıka, 1876-) , Hafize (Kamile, 1881-) ve Şaban (1883-)’dır. Mahallemiz yandığı zaman Kamil amcam hoca olarak görev yaptığı Kocaeli’nin Kandıra İlçesi, Kefken Köyüne göç etmiş. Yaklaşık 20 hanelik Mahallemiz (Işıklı, Lağulos), 1324’ün (M.1908) son aylarında (güzün) tamamen yanmıştı. Babamın en büyük oğlu, yani benim en büyük ağabeyim, Mustafa 1326 (M.1910) yılında doğmuş. İbrahim ağabeyim ise 1915 doğumludur. Biz 4 erkek, 4 kız sekiz kardeşiz”. 

“Hacı İbrahim’in oğlu 1839 doğumlu Mustafa dedemin, Mehmet Efendi (H. Muhammed) ve Hacı Bekir isimlerinde iki kardeşi varmış. Mehmet Efendi (Muhammed) ailesi ile birlikte Rize’ye (Fetekoz-Gündoğdu Köyü) gidip yerleşmiş. Rizeliler, Felenksu Camii İmamı Muhammed’e (Mehmet) deniz kıyısında bir ev vermişler. Evleri ve toprakları (arazileri) hala Rize’de duruyormuş (satılmamış). Mehmet Efendi’nin (H. Muhammedin) üç oğlu vardı: Tevfik, Kasım ve Halim. Bu çocuklar, babaları erken öldüğü için Rize’de takalarda tayfalık yapmışlar. Halim, bir ara eniştesinin Rusya’daki dükkânında çalışmış. 1916’da Rusya, Rize ile birlikte Doğu Karadeniz’i işgal etmiş. Daha sonra Kasım’ın ısrarı ile Mehmet Efendinim ailesi Rize’yi terk etmiş. Aile bir süre Samsun’da kalmış. Kardeşlerden Tevfik Efendi Samsun’da kalmayı tercih etmiş, Kasım ile Halim diğer kardeşleri ile birlikte İstanbul’a gelmiş ve Sarıyer Rumelifeneri köyüne yerleşmişler. Kasım İstanbul’da Anadolu Kavağında yaşamış ve orada ölmüş. Bir oğlu varmış. Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun babası Halim ise Sarıyer, Yenimahalle’ye yerleşmiş”. 

“1910 doğumlu Mustafa ağabeyim İstanbul’a gidip bu akrabalarımızı ziyaret etmişti. Orada Kotoğlu olarak bilinirlermiş. Ayrıca Mustafa ağabeyim Çaykara, Koldere’deki ve Şahinkaya’daki akrabalarımızı da zaman zaman ziyaret ederdi”. 

“1839 doğumlu Mustafa’nın diğer kardeşi Hacı Bekir (1852-)’den pek haberimiz yok. Bekir, İstanbul’da Cumhuriyet’ten önce Encümen azasıymış, sonradan idam edilmiş”.

“Mehmet Efendi (Hacı Muhammed), Mustafa ve Hacı Bekir’in babaları Hacı İbrahim’di (Şekil-5). İbrahim yaşlı halinde tekrar hacca gitmek istemiş. Bana oğullarımdan kim refakat ederse ‘Marduraç’taki yeri (kıymetli arazi) ona vereceğim, demiş. Kendisine en küçük oğlu Bekir refakat etmiş. O hac sırasında baba İbrahim, Arabistan’da vefat etmiş ve orada defnedilmiş”. 

“Hacı Bekir mahallede çocukların toplanması için havaya para atarmış. Bir gün Çaykara- Şahinkaya’dan davul ve zurnacı almış, onları yaylaya (Çahmut) çıkarmış. Dönüşte kardeşleri onu ‘Kalusa’ düzünde dövmüşler”. 

“Baba tarafımda, Hacı İbrahim’in hanesinden başka bir akraba hanesi daha vardı. O evin torunları 1950’li yıllarda Adapazarı’na göç etmişler. Bu hane de Koda soyadını almıştı. Çaykara’da kalan Şaban babamın oğulları, 1970’li yıllarda Koda olan soyadlarını, Şabanoğlu olarak değiştirmişler”. 

Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun sülalesi, aslen Trabzon İli, Çaykara İlçesi, Eğridere Köyü, Lağulos (Işıklı) adlı 800 metre rakımlı mahalledendir.1800 yıllarında 300 hane olan o köyün Şersa adlı yukarı mahallesinde de evleri vardı. Bu köyde bazı semtler Koda sülalesi ile adlandırılmıştır. Köyün “Kalusa” adlı 1900 metre rakımlı mezrasında ahşap bir komları (mezra evi) bulunmaktadır ve bu evin aşağısındaki büyük bir kayanın adı ‘Koda Kayası’dır. Eğridere Köyünün 2100 metre rakımlı Çahmut yaylasında, tepe üstündeki düzlükte, camiye çok yakın, en güzel manzaralı yerde ahşap bir yayla evleri mevcuttur. Yine yaylanın hemen karşısında kuzeyde, güneye bakan çimenlik tepenin adı ‘Koda Kabanı (tepesi)’dır. 

Şekil-5: Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun Babasının Büyük Babası 

Hacı İbrahim’in Soyu. 

Hacı İbrahim’in oğlu Mehmet Efendi’nin soyu, Şekil-6’da gösterilmiştir. Mehmet’in ilk hanımından Şefika ve Tevfik doğmuş, ikinci hanımından 7 çocuğu olmuş. Bunların 2’i erkek, 5’i kızmış. Erkeklerden birinin adı Kasım, diğerininki Halim’di. İşte Halim’in oğlu Kıbrıs Kahramanı olan Ahmet Oğuz Kotoğlu’dur (Şekil-6). Ahmet Oğuz’un nüfus kaydında adı Oğuz’muş, fakat evde ve arkadaşları arasında ona Ahmet derlermiş. 

Halim’in babası Mehmet 1895’te ölmüş ve 9 çocuğu yetim kalmıştı. Erkek çocuklar Rize’de takalarda tayfa olarak çalışmaya başlamışlar. Mehmet’in hanımı Fatma da 1896’da vefat etmiştir. 1916 tarihinde Doğu Karadeniz’in Rusya tarafından işgali sonrasında, Kasım’ın teklifi ile aile Rize’den Samsun’a göç etmiş. Samsun’da bir süre kalmışlar. Kardeşlerden 

Tevfik Samsun’da kalmayı tercih etmiş. Kasım ve Halim ise kız kardeşleri ile birlikte İstanbul’a göç etmiş ve Sarıyer’e yerleşmişler. İstanbul’da Kasım ve Halim kardeşler balıkçılıkla geçinmeye başlamışlar. 

Şekil-6: Ahmet Oğuz Kotoğlu’nun Soyağacı. 

KAYNAKLAR

Can, Cafer (2005), Çaykara Eğridere Köyü Tarihi ve Ailelerinin Soy Ağaçları, Eğridere Köyü Kültür ve Yardımlaşma Derneği, 390 sayfa, Step Ajans, İstanbul. 

Can, Cafer (2024) Tarihin Süzgecinde Çaykara Kültürü (1800-2021), Hamle Yayınları, 346 sayfa, İstanbul. 

Keser, Ulvi (Hazırlayan), (2009). Şafak Sökmeden / Yaşananlar Ergeç Meydana Çıkar - Ahmet Oğuz Kotoğlu'nun Anıları, Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Ankara, s.144. 

Keser, Ulvi (2013), Üç Kadın, Kahramanlar ve Vefa Olgusuna Kesitsel Bir Bakış, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, (Kıbrıs Özel Sayısı-I), s.15-55. 

https://www.anamurlular.com › Haber, Anamur'da Karadenizli Bir Kahraman, anamurlular.com